“Zalim Yöneticilere Başkaldırmayı Savunan Tek Mezhep Şia Mezhebidir”

El Kaide gibi örgütler gerçekte İslam düşmanları tarafından kurulmuştur. Amerikalılar bu şekilde makasın diğer tarafını tamamlamaktadırlar. Çünkü onlar bir taraftan Müslümanların şiddet yanlısı ve haşin insanlar olduğunu söylemekte ve bir taraftan da bu..

Ayetullah Hadevi Tahrani ile röportaj (2)

 

 “Zalim Yöneticilere Başkaldırmayı Savunan Tek Mezhep Şia Mezhebidir”

El Kaide gibi örgütler gerçekte İslam düşmanları tarafından kurulmuştur. Amerikalılar bu şekilde makasın diğer tarafını tamamlamaktadırlar. Çünkü onlar bir taraftan Müslümanların şiddet yanlısı ve haşin insanlar olduğunu söylemekte ve bir taraftan da bu şiddet ve huşunetin numunelerini (El Kaide gibi örgütlerle) icat etmektedirler. Dolayısıyla Amerikalılar bir yandan Müslümanlara karşı propaganda çalışmaları yürütmekte, bir yandan da sapkın görüşlere sahip Müslümanları gizli ve görünmez himayelerle destekleyerek, İslam’la mücadele etmekte ve özelde Şia düşmanlığı ve genelde İslam düşmanlığını Batıda yaymaktadır. İslam mezhepleri arasında zulümle mücadeleyi dini bir şiarla gündemde tutan tek mektep Şia mektebidir. Halbuki öteki İslam mezhepleri, zalimlerle işbirliği ve uzlaşmayı dini bir emir olarak algılamaktadırlar!
 

 

ABNA: Öyleyse terörist saldırılar düzenleyen El Kaide gibi kendilerini Müslüman ve İslam olarak tanıtan gruplar hakkında ne diyeceksiniz?

— Terörizmle Mücadele Zirvesinde konuşulan konulardan biriside şuydu: Bizler dinlerin mefhum ve manalarına baktığımız zaman onların hiç birisinin terörizmle muvafık olmadığını ve bütün İbrahimi dinlerde bu düşüncenin müşterek olduğunu görüyoruz. Ancak dinlerin takipçilerine baktığımız zaman her zaman bu dinlerin içlerinde dini siyasete alet eden ve ondan bir araç gibi faydalananların olduğu görülmektedir. El Kaide örgütü, din adına bazı faaliyetlerde bulundu. Biz gerçekte bu örgütün faaliyetlerine baktığımız zaman bu örgütün İslami kavramlarla uyumlu olmadığı gibi aynı zamanda İslam’a zarar verdiğini müşahede edeceğiz. Örnek olarak eğer 11 Eylül olaylarını Amerikalıların yapmadığını düşünürsek ve El Kaide örgütünün bu eylemi gerçekleştirdiğini farz edersek; El Kaide’nin bu eylemden ne kazandığına bakmak gerekir! Buna mukabil Amerikalılar bu hadiseden ne kadar suistifade etmişlerdir? Elbette bugün elde olan belge ve kanıtlara göre 11 Eylül olaylarının çeşitli amaç ve hedefleri için bizzat Amerikan Güvenlik birimleri tarafından planlandığı sabittir. Ben de bu konuda Batılılar tarafından hazırlanan 11 Eylül olaylarıyla ilgili belgeleri ihtiva eden bir dosyayı İngiltere’den İran’a getirmiştim. Her ne olursa olsun bu belgeleri nazarda almasak bile gerçekten El Kaide bu hadiseden ne kazanmıştır?! Ve Ayrıca Amerika ne kazanmıştır? Amerikalılar 11 Eylül olaylarını kullanarak önce Afganistan’ı sonra da Irak’ı işgal etmişlerdir. Elbette Amerikalılar, Afganistan ve Irak’ın kendileri için bu denli büyük bir bataklık olduğunu düşünmemişlerdi. Onlar kısa bir süre içinde Afganistan ve Irak’a hakim olacaklarını daha sonra İran’a, ondan sonrada Ortadoğu’nun tamamına hakim olacaklarını zannediyorlardı. Ve böylelikle tedrici olarak rahat bir şekilde İsrail ve Amerika’nın bölgede yaşadığı problemler çözülecekti. Onlar kesinlikle Afganistan’da ve Irak’ta bu denli ikileme düşeceklerini tasavvur etmiyorlardı. İlk önceleri işgallerin bu şekilde sonuçlanacağını tahmin etmedikleri için kısa bir sürede büyük kazançlar elde edeceklerini düşünüyorlardı.

11 Eylül olaylarından sonra propaganda çalışmalarına da başlanmış ve Müslümanlara karşı propaganda saldırıları düzenlemişlerdir. Elbette bu noktaya da dikkat etmek gerekir ki: “Onlar (inanmayanlar) bir düzen (tuzak, hile) kurdular. Allah da (buna karşılık) bir düzen kurdu. Allah, düzen kurucuların en hayırlısıdır. (Al-i İmran, 54) Düşmanlarımız hile ve tuzak kurdu, Allah’ta onlara karşı tuzak kurdu ve sonuç olarak Amerikalılar bir taraftan Afganistan ve Irak’ta sendelemiş ve darbe yemiştir ve diğer taraftan Afganistan ve Irak savaş maliyatının yüksekliği Amerika’daki ekonomik krizin geniş bir biçimde büyümesini sağlamıştır. Yenilerde Amerika’dan gelen New York’lu dostlarımdan birisi şöyle diyor: Florida gibi Amerikan eyaletlerinde işini kaybeden, işini kaybettikten sonra evlerini de kaybetmek zorunda kalan insanların sayısı % 50 oranında! New York gibi durumu iyi olan eyaletlerde de insanların yüzde 30’u işlerini kaybetmiştir. Bu krizlerin nedeni Afganistan ve Irak işgalleridir.

Hakeza Propaganda çalışmalarında ki Müslümanlara yönelik çok büyük propaganda çalışmaları yürütülmekteydi, 11 Eylül saldırılarından sonra bir çok insan İslam dininden etkilenmiş ve İslam’a yönelmiştir. İran İslam Cumhuriyeti eski İrşat bakanı 11 Eylül olaylarında bana Kur’an-ı Kerim’in bir süre Amerika ve Avrupa’da en çok satılan kitap olduğunu söylemişti. Bakan şöyle diyordu: “İran İslam Devrimi dönemlerinde basılan İslami kitaplar İngiltere’de depolarda duruyordu. Kitaplar bir anda ve içindeki tercüme hataları ve düşük baskılarına rağmen yirmi yıldan fazla bir süredir depolarda bulunmaktaydı ve yetkililer için bir sıkıntı doğurmaktaydı. Hatta bu kitapların kağıt olarak kullanılması için hamura çevrilmesini düşünüyorduk. Ancak 11 Eylül olayları durumu tersine çevirdi ve İngiltere’deki temsilcimiz bize depolardaki tüm kitapların satıldığını ve yeniden İran’dan kitap istediğini bildirdi.”

Genel olarak şunu söylemek istiyorum ki Amerikalılar 11 Eylül olaylarından şiddetle kötü bir şekilde istifade etmeye çalışıyordu. Üzerinde önemle durmak istediğim nokta şudur ki 11 Eylül olayları ve benzeri olaylar, ne İslami kavramlarla uyum içindedir ve ne de Müslümanların faydasınadır. Dolayısıyla bizler El Kaide gibi örgütlerin gerçekte İslam düşmanları tarafından kurulduğuna inanmaktayız. Bu şekilde makasın diğer tarafını tamamlamaktadırlar. Çünkü onlar bir taraftan Müslümanların şiddet yanlısı ve haşin insanlar olduğunu vurgulamakta ve bir taraftan da bu şiddet ve huşunetin numunelerini (El Kaide gibi örgütler vasıtasıyla) icat etmektedirler. Bu sebeple iki tarafı da kendileri üretmektedir. Dolayısıyla Amerikalılar bir yandan Müslümanlara karşı propaganda çalışmaları yürütmekte ve diğer yandan da sapkın görüşlere sahip Müslümanları gizli ve görünmez himayelerle destekleyerek, İslam diniyle mücadele etmekte ve özelde Şia düşmanlığı ve genelde İslam düşmanlığını Batıda yaymaktadır. Elbette bugün İslamofobi çalışmaları Batıda sarsılmıştır, ancak henüz bitmemiş ve devam etmektedir. Örnek olarak İngiltere’de birkaç yıl önceye kadar şöyle duyurularda bulunurlardı: “Falan hava alanına bomba yerleştirmek isteyen Müslümanlar yakalandı!” hâlbuki bomba falan konulmuyordu, İngilizler sadece Müslümanlara yönelik kötü bir propaganda çalışmaları yürütüyorlardı. Birkaç kere bu şekilde duyurularda bulundular. İlk önceleri netice elde ettiler, ancak daha sonraları İngiltere ve başka ülke halklarında şüpheler oluşmaya başladı ve şöyle sormaya başladılar: öyleyse neden şimdiye kadar bir kerecik bile olsun bir şahit ve ciddi bir delil ortaya koymadılar? Acaba gerçekten bomba konuldu mu, konulmadı mı? Maalesef Batıda Müslümanlara yönelik bu gibi uygulamaların uzun bir geçmişi vardır, ancak neticesi aksi yönde olmuş ve Allah’a hamdolsun Müslümanlara zarardan ziyade bir çok yerde Müslümanlar olaydan şerefle alnın akıyla çıkmış ve hatta Batıda İslam kültürünün yayılmasına neden olmuştur.

ABNA: Muharrem ayında olduğumuz bugünlerde ve İmam Hüseyin’in (aleyhi selam) şehadetinin de gerçekte düşman tarafından planlanmış bir terörist girişim olduğunu dikkate alacak olursak, her zaman terörist girişimlerin yanında tebliğ savaşlarının, olay ve haberlerin sansür edilmesi, kamuoyuna şayia atılması ve insanların yanlış yönlendirilmesinin var olduğunu da bilerek, Kerbela’da da tüm bunların olduğunu nazarda tutarsak, Kerbela hadisesi hakikati onca girişime rağmen nasıl oldu da bize ulaştı?

— Kerbela hadisesinin kalıcı olmasını iki şey sağlamıştır; birincisi İmam Hüseyin’in (aleyhi selam) bu hadiseyi bizzat o şekilde yönetmesi. Ondan sonra Hz. Zeynep (selamullahi aleyha) ve İmam Seccad’ın (aleyhi selam) ellerinde olan faktörleri kullanarak Kerbela mesajının kalıcı olmasını sağlamalarıdır. Kerbela hadisesinin kalıcı olmasını sağlayan başka bir etken ise Kerbela hadisesinin kendi cevheri ve İmam Hüseyin’in (aleyhi selam) düşmanlar karşısındaki mazlumluğu ve aynı şekilde İmama (aleyhi selam) reva görülen zulümdür. Belki de bunun kendisi; dünya malına düşkünlük, makam sevdasından dolayı dünyevi isteklerin peşinde koşanlar, propagandaların etkisi altında kalanlar veya siyasi ve emniyet açısından baskı altında kalanlar, can ve malından korkarak İmam Hüseyin’e (aleyhi selam) saldıranların, Kerbela mesajını taşıyan ilk insanlar olmasını sağladı. Kerbela sahnesini konu alan haberlerin büyük bir bölümü İmam Hüseyin’in (aleyhi selam) düşmanları tarafından bizlere ulaşmıştır. Aynı şekilde İmam Hüseyin’den (aleyhi selam) sonra teşkil olunan (kıyam) hareketlerin bir bölümü Kerbela meydanında İmam Hüseyin’e karşı savaşanlardan oluşmaktadır. İmam Hüseyin’in (aleyhi selam) hareketinde bulunan ve günümüzde yüzyıllar sonra ciddi bir şekilde bizlere aşikâr olmuş ve özellikle bu son yılda evrensel yönünü göstermiş olan nokta şudur ki İmam Hüseyin (aleyhi selam) İslam adına ve değerler adına insanlara dayatılan zulüm, adaletsizlik ve onursuzluğa karşı kıyam etti. İmam Hüseyin’in (aleyhi selam) değimiyle: “Ben azgınlık, makam, fesat çıkarmak ve zulüm yapmak için huruç etmedim. Ben ancak ceddimin ümmetini ıslah etmek, marufa emir, münkeri nehyetmek, için kıyam ettim.” İmam Hüseyin’in (aleyhi selam) İslam dünyasına ve ondan öte tüm insanlık alemine mesajı, adalet ve güzellik adına insanlara tahmil edilen zulüm ve çirkinlikler karşısında direniş ve mukavemetin zorunluluğudur. İmam Hüseyin’in (aleyhi selam) icat ettiği kültür, Ehlibeytten (aleyhimu’s selam) kalan parlak bir kültürdü. İmam Hüseyin’in (aleyhi selam) mesajı, gerçekte Peygamber efendimizden (salallahu aleyhi ve alih) kalan mesajdı. Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır: “Hüseyin minni ve ene min Hüseyin” (Hüseyin benden ve bende Hüseyin’denim) eğer İmam Hüseyin (aleyhi selam) tabii vücudu gereği Peygamberden (s.a.a) ise, manevi vücudu olarak da Peygamberdendir (s.a.a). Çünkü onların hepsi vahit bir nurdurlar. Dolayısıyla bizzat Peygamber efendimiz (s.a.a) tarafından İmam Hüseyin’in (aleyhi selam) kıyamının önü açılmıştır. Ve sonuçta bizler bugün İslam dünyasında bizler için çok büyük bir anlamı olan bir hadiseyi görmekteyiz. İslam mezhepleri arasında zulümle mücadeleyi dini bir şiar ve değerler sloganı ile gündemde tutan tek mektep Şia mektebidir. Halbuki öteki İslam mezhepleri, zalimlerle işbirliği, uzlaşma ve ödünü dini bir emir olarak algılamaktadırlar! Hatta şu anda dünyada şahit olduğumuz örgütler, geleneksel ve klasik mezhep alimleri ve hatta bu alimlerin etkisi altında kalan geleneksel halk tarafından meşru görülmemektedir. Onlar dini bir tahlil unvanı ile şunu söylemektedirler: eğer zalim bir yönetici varsa, halkın o zalim yöneticiye karşı kıyam etmeye hakkı yoktur, bilakis sabretmeli ve sabırları neticesinde Allah tebareke ve teala, onlara mükafat verecektir. Zalim yöneticide zulmünden dolayı ahirette cezalandırılacaktır. Yani bu kültürlerde hiçbir hareket yoktur. Ve şu anda İslam dünyasında ortaya çıkan şey, gerçekte Şia ve Ehlibeyt tefekkürünün siyasi zuhurudur.

Bundan altı yıl kadar önce İmam Humeyni’nin (r.a) irtihal günlerinde Tunus’a bir ziyarette bulunmuştum. O dönemler Tunus’un başında diktatör “Bin Ali” vardı. Tunus toplumunda çok büyük bir korku ve baskı hakimdi ve kapalı bir güvenlik sistemi uygulanmaktaydı. Davetli olduğum orada bilim adamları, yazarlar, üniversite üstatları ve akademisyenler için konuşma yapmak istediğimde oradakiler bana şunları söylediler: “İran İslam Devrimi ve İmam Humeyni (r.a) hakkında konuşmayın, çünkü eğer onlar hakkında konuşursanız, güvenlik güçleri saldırır ve herkesi tutuklar!” onlara dedim ki: “Öyleyse ben ne hakkında konuşayım?” dediler ki: “Kum İlmi Havzaları ve öğrencilerin öğretim ve çalışmaları hakkında konuşun.” Bende mecburen Kum İlmi Havzaları hakkında bir konuşma yaptım. Konuşma sonrası bir grup üstat bana bazı sorular yönelttiler. İçlerinden birisi bana İmam Humeyni’nin (r.a) siyasi, içtimai boyutu değil, irfani boyutunu sormasına rağmen oradakilerin tamamı sorudan dolayı donup kaldı. Yani İmam Humeyni’nin adını ağzına alması oradakilerin hepsinin korkmasına neden oldu. Üç saat kadar süren toplantının ardından toplantı yetkilileri bana İmamın adını ağzına aldığın vakit her an güvenlik güçlerinin toplantıyı basarak herkesi tutuklaması mümkündü, dediler. Onlar böyle bir olay yaşanmadığı için oldukça mutluydular, ancak soru soran üstadın büyük bir ihtimalle tutuklanacağını söylediler. Ve aynen o şekilde de oldu. Toplantıdan bir gün sonra, Tunus Üniversitelerinin birinde öğretim görevlisi olan soru soran üstat tutuklandı.

O hafakan atmosferin ardından toplantı sona erdikten sonra üstatlardan birisi gelerek bana şunları söyledi: “Bizler, itikadi açıdan Şia olmayabiliriz, ancak siyasi olarak bizler de Şia’yız.” Onun “Siyasi olarak bizler Şia’yız” sözünden maksat geçen yıllarda Tunus’ta yaşanan olaylardı. Yani o toplantıdan birkaç yıl sonra, Tunus halkı gelerek zalim hükümdarlarına karşı kıyam ettiler. Tunus halkının zulme karşı kıyamı, öteki ülkelere de sıçradı ve kıyamlar başladı…

Şu anda Ehlibeyt (aleyhimu’s selam) kültürü, yani Aşura ve İmam Hüseyin (aleyhi selam) kültürü beşeriyet tarihinin parlayan bir noktasıdır. Hatta bugün İslam’dan daha kapsayıcı olarak hareket etmektedir. Şu anda Amerika ve Avrupa’da ortaya çıkan örgütler, gerçi zahiri olarak zulme karşı ve insanların maişetine yönelik gözükse de bu örgütlerin içindeki bu öze baktığımız vakit görürüz ki İmam Hüseyin (aleyhi selam) kültüründe bulunan değerler bunlarda yer almaktadır…

ABNA: Propagandaların olmasına rağmen, kadın ve erkeklerin son nefesine kadar İmam Hüseyin’le (aleyhi selam) birlikte olmasının ne gibi özellikleri vardır? Bizler günümüzde bundan nasıl dersler alabiliriz?

— Muaviye’nin taşıdığı özellikler ve uyguladığı tebliğ ve propaganda yöntemleriyle oluşturduğu atmosfere bakacak olursak, gerçekten İmam Hüseyin’in – aleyhi selam- yaptığı şeyi o zaman toplumunun genel zihniyetinin anlaması kolay değildi. Yani o zamanın kültür atmosferinde İmam Hüseyin’in –aleyhi selam- hareketi sanki bencilce kendisi için güç peşinde koştuğu tasavvur edilmekteydi. Ve gerçekte Ümeyye Oğlulları ile Haşim Oğulları arasında tarih boyunca sürüp giden bir çatışmaydı. Elbette İmam Hüseyin –aleyhi selam- bu düşünce atmosferini kırmak için kendisine yöneltilen eleştirilere konuşma, mesaj ve hareketlerinde cevap vermiştir. Ve sonunda Kerbela hadisesinin yaşanmasıyla o oluşan atmosferi yıkmayı başarmıştır. Ancak o atmosferde gerçekten hakkın ne olduğunu anlamak ve idrak etmek için büyük bir basirete ihtiyaç vardı. Tabiri caizse ilahi bir lütufla bazıları buna sahip olabilmiştir. Onlar, böyle bir basirete sahip olmayı başarmış, o zor şartlar altında doğru yolu teşhis etmiş ve İmam Hüseyin’in –aleyhi selam- yanında yer alarak o kalıcı ve değerli sahnelere imza atmışlardır. Gerçekten ilahî bir lütufla onların kurtulmasını sağlayan sebep, Allah’ın ışığıyla elde ettikleri basirettir. O basiret sayesinde zor, karmaşık ve karanlık olan koşullar altında aydın ve açık noktayı görebildiler. İmam Hüseyin’i –aleyhi selam- doğru tanıdılar. Şöyle ki İmam Hüseyin –aleyhi selam- o karanlık gecede: “Onların işi benimle ve ben sizinle olan biatimi kaldırıyorum. Sizler bu karanlıktan yararlanarak gidin.” dediğinde onların ifadeleri şöyle olmuştur: “Bizler senin yolunda yüz defa ölsek bile yeniden dirilirsek yine senin yanında yer alır ve seninle şehit oluruz.”

Dolayısıyla orada oluşan basiret gerçekten Allah’ın bir lütfu idi. Ve İmam Hüseyin’in –aleyhi selam- yaranları hakkında söyledikleri sözlerde abartı yoktur. Çünkü Ehlibeyt –aleyhimu’s selam- abartı ehli değildir. O açıklamalar gerçekten onların makam ve derecesini göstermektedir. Elbette ben bu cümleyi arz etmeden geçemeyeceğim; İran İslam Devrimi zaferle sonuçlandığında İmam Humeyni (r.a) şöyle buyurdular: “Bugün bizim gördüğümüz bazı insanlar, İmam Hüseyin’in –aleyhi selam- bazı ashabından bile daha üstündür ve basiretleri daha çoktur. Çünkü bu zor şartlar altında doğru yolu bulup mukavemet etmeyi başardılar.” Yani hakikaten bugün İmam Hüseyin’in –aleyhi selam- yolu açıktır. Ve İmam Hüseyin’in –aleyhi selam- yolunu takip edenler mevcuttur. İşte onlar gerçekte İslami ve Ehlibeyt mektebinin değerlerinin koruyucusu olmuşlar ve inşallah yine onlar İmam Mehdi’nin –aleyhi selam- zuhur ortamını hazırlayacaklardır. İnşallah onlar aynı şekilde İmam Mehdi’nin –aleyhi selam- yaran ve ashabı olacak ve inşallah o hazretin evrensel değerler ve İslami hükümetini kurmasına yardımcı olacaklardır

ABNA