1
2
3
4

فَبَشِّرْ عِبَادِ﴿۱۷﴾الَّذِينَ يَسْتَمِعُونَ الْقَوْلَ فَيَتَّبِعُونَ أَحْسَنَهُ أُوْلَئِكَ الَّذِينَ هَدَاهُمُ اللَّهُ وَأُوْلَئِكَ هُمْ أُوْلُوا الْأَلْبَابِ / الزمر 17،18

YAŞAYAN VELİLERDEN YARDIM DİLEMEK

( 0 Votes ) 


 

Velilerden şöyle değişik şekillerde yardım talebinde bulunulabilir:

1- (Yaşayan bir veliden) Bize ev yapımında yardımcı olmasını istemek. Veya yanında bulunan kasedeki su ile bizi doyurmasını talep etmek.

2- (Yaşayan bir veliden) Günahlarımızın bağışlanması için Allah’a dua etmesini talep etmek.

Bu iki suretin müşterek bir yönü mevcuttur. O da istenilen şeyin bütünüyle tabii bir şekilde istenilen şahsın elinde olmasıdır. Fakat birinci istek dünyevi, ikinci istek ise uhrevi istektir.

3- (Yaşayan bir veliden) Tabii ve normal sebepler olmaksızın herhangi bir işi yapmasını istemek. Örneğin: Tedavi etmeden bir hastaya şifa vermesi, kaybolan bir şeyi geri getirmesi, borcumuzu ödemesi v.s gibi. Başka bir deyişle (yaşayan bir veliden) keramet veya mucize yoluyla tabii ve normal sebeplere teşebbüs etmeksizin istediğimizi yerine getirmesini talep etmek.

4- (İstekte bulunduğumuz şahsın) Hayatta olmadığı. Fakat diğer alemde yaşadığına, yiyip içtiğine, itikadımız bulunduğundan bizim için dua etmesini istemek.

5- Böyle bir şahıstan, Allah’ın kendine ihsan eylediği manevi kudretinden yaralanarak hastamıza şifa vermesini veya kaybolan şeyimizi geri getirmesini talep etmek.

Bu iki istek, iki ve üçüncü suretteki isteklerin aksine, hayatta bulunmayan veliden, istenilmektedir.

 

 Bu iki suretteki istek ile önceki iki suretteki isteğin arasında olan fark şudur: Önceki iki suretteki istekte bulunduğumuz, veli maddi ve tabiat aleminde yaşayıp hayatta bulunmaktadır. Son iki surette istekte bulunduğumuz veli ise, görünüşte ölü, gerçekte ise diri ve canlıdır.

 

Zahirde ölü olan bir veliden tabii sebepler yoluyla bizlere maddi şeylerden yardımda bulunmasını talep etmek, kesinlikle hiçbir zaman mümkün değildir. Zira farazi olanı, söz konusu velinin bu dünyadan ve tabii sebeplerden elinin boşa çıkmasıdır.

 

Bu tertip üzere talepte bulunmak beş çeşittir. Üç kısmı maddi alemde yaşayan birinden talep etmek ile ilgilidir. İki kısmı ise maddi alem dışında bulunan birinden talep etmek ile ilgilidir.

Biz bu bölümde maddi alemde yaşayan veliden talepte bulunmanın hükümlerini açıklayacağız. Diğer alemde yaşayan velilerden istekte bulunma hükümlerini de ilerideki bölümde ele alacağız.

Beş çeşit talepte bulunmanın üç suretinin beyanı:

 

BİRİNCİ SURETİ:

 

Tabii ve normal sebepleri bulunan şeylerde canlı olanlardan yardım talep etmek, kalkınmanın temelini teşkil etmektedir. Beşerin toprak alemi üzerindeki yaşantısı, yardımlaşma esasları üzerine tesis edilmiştir.

 

Dünyada yaşayan akıl sebepleri, yaşantıyla ilgili konulardan birbirlerinden yardım talebinde bulunmaktadırlar. Bu durum kimsenin inkar edemeyeceği kadar açık ve aşikardır. Bizim konumuz Kur’an’i ve Hadis-i bir konu olduğundan, sadece bu hususta bir tek ayeti nakletmekle yetineceğidir.

 

“Zul Karneyn”, “Ya’uc” ve Ma’cuc” tecavüzünü önleyebilmek için çekeceği set hakkında o yöre insanlarına şöyle demişti: ...

-“Siz bana güçle yardım edin de, sizinle onlar arasında sapasağlam bir engel kılayım.”[1]

 

İKİCİ SURET:

 

Madde aleminde hayatta olan birinden hayır dua isteğinde bulunmak veya bağışlanmasını talep etmek, Kur’an’nın sahih ve doğru olarak kabul ettiği konulardan biridir.

Kur’an ile az çok aşinalığı bulunanlar,

 

Hz. Peygamber (s.a.a)’in şivesini çok iyi bilmiş olurlar. Hz. Peygamber (s.a.a) de ümmetinin hakkında mağfiret talebinde bulunuyorlardı, ümmetinin kendiside ondan öyle bir talebi arzu ediyorlardı. Şimdi bu hususta kaydedilen hadisleri aktaracağız. Fakat bu husustaki ayetler birkaç sınıftır. Kolaylık olsun diye, rakamlarla sınıflarını matrah edeceğiz.

 

1- Kimi vakit Yüce Allah (c.c)’ın kendisi Peygambere (s.a.a) ümmeti hakkında mağfiret talebinde bulunmasını emretmiştir. Örneğin: ...

-“Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlar ile müşavere et.” Al-i İmran/159 ...

 

-“Onların biatlarını kabul et ve onlar için Allah’tan mağfiret iste, şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.” Mümtehine/12...

-“Onların mallarından sadaka al, bununla onları temizlemiş, arındırmış olursun. Onlara dua et. Doğrusu, senin duan onlar için “bir sükunet ve huzurdur.” Allah işitendir, bilendir. Tevbe /103.

Yüce Allah, bu ayette direkmen Peygambere onlar hakkında dua etmesini emrediyor. Peygamberin duasının tesiri öylesine süratli idi ki, duasından sonra derhal dua edilen şahıslar kendilerinde iç huzur hissediyorlardı.

 

2- Kimi zaman Peygamberin kendisi bizzat, özel şartlar dahilinde mağfiret dilediğinde bulunacağına dair günahkarlara vaat de bulunuyordu. Örneğin: ...

-Ancak İbrahim’in amcasına: “Sana bağışlanma dileyeceğim” diye vaat de bulunmuştur. Mümtehine/4...

-(İbrahim): “Senin için Rabbinden bağışlanma dileyeceğim, çünkü, O, bana pek lütufkardır.” dedi Meryem/47 ...

 

-“İbrahim’in amcası için bağışlanma dilemesi, ona sadece verdiği bir söz dolayısıyladır.” Tevbe/114.

Bu ayet, Peygamberlerin günahkarlara istiğfar ve bağışlanma vaadinde bulunduğundan söz ediyor. Nitekim “İbrahim”de “Azer’e” böyle bir vaat de bulunmuştu.

Fakat amcasının putperestliğine devam ettiğini görünce, hakkında bağışlanma talebinde bulunmaktan vazgeçti. Zira duanın kabulünün şartlarından biri de, dua edilen kimsenin müvahhit olması, müşrik olmamasıdır.

 

3- Yüce Allah, imanları olup da günah işleyen kimselere bağışlanmaları için Peygamberin huzuruna çıkıp dua etmesini istemelerini, Peygamberin böyle bir talepte bulunduğunda ise, onları bağışlayabileceğini emrediyor. ...

 

-“Onlar kendi nefislerine zulmettiklerinde şayet sana gelip bağışlama dileselerdi ve Peygamberde onlar için bağışlama dileseydi, elbette Allah’ı tövbeleri kabul eden, esirgeyen olarak bulurlardı.”[2]

Görüldüğü gibi Yüce Allah günahkarların bağışlanmalarını elde edebilmeleri için Peygamberin huzuruna gidip kendileri hakkında dua talebinde bulunmalarını emretmektedir. Bundan daha açık ayete gerek duyulur mu?

 

Peygamberin huzuruna çıkıp bağışlanma talebinde bulunmanın gözüken iki faydası vardır:

A- Peygambere itaat ve tabi olma ruhiyesini güçlendirip Peygamberde hissettikleri Peygamberlik makamının, ona daha iyi bir şekilde itaat etmelerine vesile olması.[3]

B- Bu davranışın, Peygamberin makam ve mevkisini ümmetinin zihninde iyi bir şekilde tersim ederek onlara: Maddi nimetlerin özel nedenlerle kullara verildiği üzere, ( mağfiret gibi) manevi nimetlerin de aynen öyle,

 

(Peygamber ve Allah dostları gibi) muayyen vasıtalar kanalıyla verildiği düşüncesini anlatmış olmasıdır.

Şayet gökteki güneş, hararet, güç, enerji ve kalorinin varolmasına neden oluyorsa, bu nimet güneşin vasıtasıyla kullara ulaşmaktadır. Aynen öyle manevi nimetler ve ilahi lütuflarda semavi risalet güneşi vasıtasıyla insanlara ulaşır. “Varlık alemi” her iki aşamada da “sebep ve müsebbip” alemidir.

Her iki alemde, maddi ve manevi ilahi lütuflar sebeplerle birliktedir.

 

4- Müslümanların devamlı olarak Peygamberin (s.a.a) huzuruna çıkıp dua etmesi talebinde bulundukları bazı ayetlerden anlaşılmaktadır. Nitekim Müslümanlar münafıklara böyle bir teklifte bulunduklarında, münafıklar yüzlerini çevirip kaçınmaktaydılar. ...

-“Onlara ( münafıklara):Gelin Allah’ın Resulü sizin için mağfiret dilesin” denildiği zaman, başlarını yana çevirdiler. “Sen, onların büyüklük taslamış olarak yüz çevirdiklerini görürsün.”[4]

5- Bazı ayetler insanları pak fıtratlarından kaynaklanan ilhamları ile, Peygamberin haklarında yapacağın duanın Allah katında kesinlikle kabul buyurulacağını bildiklerini beyan etmektedir. Bu bakımdan o insanlar Peygamberin huzuruna çıkıp, bağışlanmaları için Allah’tan mağfiret talep etmesini istiyorlardı.

İnsanlığın pak fıtratı, kendine, ilahi nimetlerin Peygamberler vasıtasıyla ulaşabileceğini ilham etmektedir.

 

Yine ilahi hidayetin ancak Peygamberler kanalıyla kendilerine ulaştığını bildirmektedir. Bu bakımdan Peygamberin huzuruna çıkarak Allah’ın kendilerini bağışlaması için dua etmesini talep ediyorlardı.

Konu ile ilgili ayetler şöyledir: ...

 

-(Yakup’un evlatları):”Ey babamız, bizim için günahlarımızın bağışlanmasını dile. Biz gerçekten hataya düşenler idik”dediler.

-(Babaları da): “İleride sizin için Rabbimden bağışlanma dilerim. Çünkü O bağışlayandır, esirgeyendir” dedi.[5]

6- Peygamber putperestlikte devam edenlerin ve münafık kimselerin bağışlanması talebinde bulunması hakkında ihtar eden, dua ettiği taktirde de duasının kabul buyurulmayacağını bildiren ayetler önceden naklettiğimiz ayetlerden müstesnadır. Bu ayetler bu gibi durumlar dışında, Peygamberin duasının özel bir tesirinin bulunduğunu bizlere ispatlayan diğer bir kanıttır.

 

Nitekim şöyle buyuruluyor: ...

-“Onlar için yetmiş kere bağışlanma dilesen de, Allah onları kesinlikle bağışlamaz.”[6] ...

-“Senin onlar adına mağfiret dilemen ile, mağfiret dilememen birdir. Allah onlara kesin olarak mağfiret etmeyecektir.”[7] ...

-“Başlarına iğrenç bir azap çöküverince, dediler ki: “Ey Musa, Rabbine- sana verdiği ahit adına-bizim için dua et. Eğer bu iğrenç azabı (dua ile) üzerimizden çekip gideriverirsen, and olsun sana iman edeceğiz ve İsrail oğullarını seninle göndereceğiz.”[8]

 

Ayette günahkarların Hz. Musa (a.s)dan dua etmesi talebi zikrolunmaktadır. “Sana verilen ahit üzerine” cümlesinin ifadesi, onların “Musa’nın” duasını Allah’ın kabul edeceğine dair ahdinin bulunduğunu bildiklerini vurgulamaktadır.

 

“Rabbine bizim için dua et” cümlesi, şayet onların Hz. Musa (a.s) dan azabı kaldırmasını istemeleri veya Musa da öyle bir kudreti aradıklarına delil olsaydı, bu durumda ayet üçüncü kısım delillerden sayılmış olurdu.[9] Oysaki “Rabbine bizim için dua et” cümlesi bu ihtimali zayıflatmaktadır. Zira cümlenin zahirinden “Musa’nın işinin dua etmek olduğu, alem üzerinde tasarruf sahibi veya azabı kaldırmak olmadığı”anlaşılmaktadır.

 

Bu açıdan ayet bu kısım delile merbuttur. Her ne kadar ayette Hz. Musa (a.s)’ın duasının müşrikler hakkında kabul edilmeyeceğine dair işaret bulunmuyorsa da, fakat diğer ayetler bu duruma tanıklık yapmaktadır.

 

7- Kur’an ayetlerinden imanlı insanların sürekli olarak diğerleri hakkında dua ettikleri hususu anlaşılmaktadır. Nitekim şöyle buyuruluyor:

-“Bir de onlardan sonra gelenler, derler ki: “Rabbimiz ve iman ile daha önce bizi geçmiş olan kardeşlerimizi bağışla.”[10]

8- Ne fakat yalnızca imanlı kimseler dua ediyorlar, ancak Arşı yüklenenler ve onun etrafında bulunanlar bile imanlı kimseler için bağışlanma talebinde bulunuyorlar.

Nitekim şöyle buyuruluyor: ...

 

-“Arşı yüklenmekte olanlar ve çevrelerinde bulunanlar Rablerini hamd ile tespih etmekte, Ona iman etmekte ve iman edenlere mağfiret dilemektedirler: Rabbimiz, rahmet ve ilim bakımından her şeyi kuşatıp-sardın, tövbe edenlere ve senin yoluna tabi olanlara mağfiret et ve onları cehennem azabından koru” derler.[11] “Allah’tan başkasından istekte bulunmak” konusunun beş suretinden ikisinin hükmü Kur’an’i kaynaklar bakımından aydınlatılmış oldu.”

“Yaşayan veliden istekte bulunmak” konusunun üç suretinden de yine ikisi aydınlatıldı, geriye bir sureti kaldı. Şimdi bunun hükmünü inceleyeceğiz.

 

ÜÇÜNCÜ SURET:

 

“Olağan üstü” bir güce sahip bulunan hayatta ki bir veliden tabii olmayan yolla bir şey yapmasını talep etmek, örneğin mucize yoluyla herhangi bir hastalığa şifa vermesi veya kurumuş bir kaynaktan su akıtması gibi v.s...

 

İslam yazarlarından bazıları bu suretteki isteği de, ikinci surette ki istekler sınıfına dahil etmektedirler. Nitekim şöyle diyorlar: “Bu tür istekten maksat, istenilen kimsenin Allah’tan onun hastalığını iyileştirmesini veya borcunu ödemesini talep etmesidir ve zira bu tür işler Allah’a has işlerdir. O tür işlerin yapılmasına Peygamber ve İmamlar vesile oldukları için, mecazi anlamda ilahi işler onlara nispet verilmiştir.”[12]

 

Oysaki Kur’an’ı Kerimde bulunan ayetler, açıkça bu tür işlerin Peygamberlerden talep etmenin sahih olduğunu ve mecazi olarak nispet verilmediğini vurgulamaktadır. Başka bir deyişle, bizler Masumun keramet göstermesini ve mucize yoluyla bizim tedavisi mümkün olmayan hastalığımızı Allah’ın kuvvet ve yardımıyla iyileştirip şifa vermesini ciddi bir şekilde onlardan istemekteyiz.

 

Evet Kur’an’nın şifayı Allah’a nispet vermesi doğrudur, nitekim şöyle buyuruyor: ...

-“Hastalandığım zaman bana şifa veren Odur.”[13]

Fakat diğer ayetlerde de şifa bal ve Kur’an’a nispet verilmiştir ve şöyle buyurulmuştur: ...

-“Onların karnından karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır.”[14]...

-“Kur’an da müminler için şifa rahmet olan şeyleri indirmekteyiz.”[15]...

 

-“Rabbinizden size bir öğüt, sinelerde olana bir şifa ve müminler için bir hidayet ve rahmet geldi.”[16]

Bu iki sınıf ayetlerden bir sınıfı şifayı Allah’a mahsus kılmakta, diğer bir sınıfı ise şifanın bal, Kur’an ve ilahi nasihatler ile sabit olabileceğini vurgulamaktadır. Her iki sınıf ayetin işaret etmek istedikleri ortak nokta şudur: “Yüce Allah müessirun bil istiklaldir.(Yani müessirlikte kendi zatına dayalıdır). Tesir etmek hususun da bağımsızdır. Diğer illetlerin tesirleri ise, Allah’ın iznine tabidir ve onun nispiyetiyledir.

 

İslam’ın dünya görüşü hikmetinde amil ve fiillerin tümü, Allah’ın sebebiyet fiilleridir. İlletlerin kediliklerinden küçücük dahi bir bağımsızlıkları mevcut değildir. Bu nedenle akıl,fikir ve Kur’an ayetleri açısından bala, bitkisel ilaçlara ve kimyasal maddelere şifa verme ve tedavi etme gücünü lütfeden Yüce Allah’ın aynı güç ve kudreti Peygamber ve İmamlara da vermesinin hiçbir sakıncası yoktur.

 

Murtazların[17] rivayet yoluyla büyük ruhi güçler elde ettikleri gibi, velilerin de büyük ubudiyet yollarını kat etmeleri dolayısıyla büyük manevi güçler elde etmelerinin veya Allah’ın kendi lütfundan onlara güç ve kudret vererek tabii sebepler olmaksızın “akılları hayrete düşürecek güçteki” işleri yapabilmelerinin ne gibi sakıncası olabilir?[18]

 

Peygamber ve İmamın şifa vermelerinin, velilerinin işleri halletmesinin ve olağan üstü işler yapmalarının,gerçekte Allah’ın bu işleri yapmasıyla, hastaya gerçekte onun şifa verip, kaybolanı geri getirmesiyle herhangi bir ters yönü bulunmamaktadır. Zira Allah o yollarla velilere kuvvet ve kudret ihsan edip, kendi izniyle ve gördüğü maslahat üzere, onların dünyada tasarruf etmelerini sağlayabilir.

 

Ayrı yeten Kur’an’daki ayetler açık bir şekilde, halkın bu gibi işleri yapmasını Peygamberlerden ve kimi vakit de diğerlerinden talep ettiklerini vurgulamıştır. Bunun örnekleri şöyledir:

Kur’an da bu konuda zikredilen ayetlerin zahirinden şöyle anlaşılmaktadır: İsrail oğulları kuraklığın olduğu bir dönemde Peygamberlerinden “dua et de Allah bize su yetirsin” gibi tabii yolla değil de “bizi suya doyur ve suyu bizim emrimize ver” gibi olağan üstü bir yol ile istekte bulunmuşlardır.

Kur’an şöyle buyuruyor: ...

 

-“Kavmi kendisinden su istediğinde Musa’ya:”Asanı taşa vur”diye vahyettik.”[19]

Bu ayetten daha açık olan diğer bir ayet şudur: Hz. Süleyman (a.s) meclisinde hazır bulunanlardan yüzlerce fersah(bir fersah 5 km.dir) uzaktan, bir çok engel ve engebeler bulunmasına rağmen Belkıs’ın tahtını huzurunda hazır etmelerini istedi. ...

 

-“(Ey meclisin önde gelenleri)onlar bana teslim olmuşlar olarak gelmeden önce sizden kim onun tahtını bana getirebilir”dedi.[20]

Hz. Süleyman (a.s) Belkıs’ın tahtını olağan üstü yollardan hazır etmeyi kastetmişti. Onun bu düşüncesi Neml suresinin 39 ve 40’ıncı ayetlerinde yer alan “ifrit”ve “Asef Berhiya’nın” verdikleri cevaplarından apaçık anlaşılmaktadır.

Konunun ana hattı şudur:

 

Bazıları, normal ve kolay olan işlerin, Allah’tan başkalarının işi olduğunu normal olmayan ve insan gücü üstünde olan işlerin de Allah’ın işi olduğunu tasavvur etmektedirler.

Oysaki ve gayri ilahi işlerdeki ölçü, istiklal ve gayri istiklalliktir. İlahi işler,, “failin diğerinin dehaleti olmaksızın ve diğerinden yardım almaksızın” yaptığı işlerdir. Başka bir deyişle:”ilahi işler, failin onu yapmasında tam müstakil olduğu ve kendisinden gayrisine asla ihtiyaç duymadığı işlerdir.”

 

Gayri ilahi işler ise, genel anlamda “ister kolay olsun, isterse zor ve yine ister normal bir iş olsun isterse de olağan üstü” o işlerdir ki fail onu yapmada müstakil değildir. O işi yaptığında müstakil bir failin müdahalesi ve müstakil bir güç ile yarine getirilmektedir.

 

Bu açıdan Yüce Allah’ın normal beşer gücü dışında olan olağan üstü güçleri velilerine lütfetmesinin ve bizlerinde böyle bir iş yapmalarını istememizin herhangi bir sakıncası bulunmamaktadır.

Kur’an tam açık bir şekilde Hz. İsa (a.s)’a şöyle buyuruyor: ...

-“(Ey İsa): Doğuştan kör olanı, alacalıyı iznimle iyileştiriyordun, (yine) benim iznimle ölüleri (hayata) çıkarıyordun.”[21]

 

Bu ayetlerin tümünde belirtilmek istenen husus şudur:

Veliler bu gibi kudretlere sahip bulunan kimselerdir. Olağan üstü işleri onlardan istemek de yaygın bir durumdaydı.

Kur’an’ı Kerimin bizzat kendisi de böyle bu kısım isteklerin yapılmasının sahih olduğuna tanıklık yapmaktadır.

 

Buraya kadar (yaşayan veliden istekte bulunmak) konusunu her üç suretinin de hükmü Kur’an açısından incelenmiş oldu. Kur’an’ın öyle bir isteğin sahih olduğuna dair görüşlerini net bir şekilde anladık.

Şimdi ise “Mukaddes ruhlardan istekte bulunmanın” iki suretinin Kur’an ve hadis açısından beyan edilen hükümlerini inceleyeceğiz. Bu bölümü önümüzde ki konuda ele alıyoruz.


 

KONU 12

 

EVLİYALAR RUHLARINDAN YARDIM İSTEMEK

 

Evliyalardan yardım dileme hususunda en önemli olan, onların “ölüm” halinde ve diğer aleme göçmelerinden sonraki yardım isteme olayıdır. Bu istek dua ve tabiat üstü göç şeklinde istemek olabilir.

 

 Çünkü Müslümanlar bugün Peygamberin ve İmamların yanında değil ki, huzurlarına çıkıp da istekte bulunsunlar. Ancak onların isteği büyük evliya ve enbiyanın ruhlarından olmakta. Bundan dolayı bu iki şeklin hükmünün açıklığa kavuşması önemlidir.

Konular:

1- Öldükten sonra insanın ruhunun durumu.

2- İnsanın vakiyyeti ruhu ve canıdır.

3- Ruhlar alemiyle irtibat kurmak mümkündür.

4- İslam muhaddislerinin naklettiği sahih hadisler, bu gibi isteklerin doğruluğunu vurgulamaktadır. Tüm asırlarda sürekli olarak Müslümanların gidişatı da böyle olmuştur.

Şimdi dört konuyu tek tek açıklayalım.

 

 

 

Share this post

Görüş ve önerilerinizi ekleyiniz


Güvenlik Kodu
serinletme